Türkiye ve İllerimiz

İslamî Dönemdeki İlk Türk Devletlerinde Devlet Yönetimi

751 yılında Çinliler ve Abbasiler arasındaki Talas Savaşı’nda, Arapların yanında yer alan Karluk, Yağma ve Çiğil gibi Türk boyları, İslamiyet’i kabul etmişler ve Türkler bu tarihten 10. yüzyıla kadar büyük oranda Müslüman olmuşlardır.

İslamiyet’in kabulü sadece sosyal ve kültürel hayatı değil,aynı zamanda devlet yönetimini de etkilemiştir. “Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi” olarak adlandırılan ve Türklerin,

Tanrı’dan “kut alarak”, dünyaya düzen vermek ve barışı getirmek için gönderildiği düşüncesinden hareketle düzenlenen seferler, İslamiyet’in kabulü ve “cihat” düşüncesinin

benimsenmesiyle birlikte, İslamiyet’i yaymak için düzenlen-meye başlamıştır.

İlk Türk-İslam Devleti “Karahanlılar”dır. Gazneli ve Selçuklu hükümdarları “Sultan” ünvanını kullanmışlardır.

Selçuklu Devleti’nin Türk Tarihi Açısından Önemi

Büyük Selçuklular ile Anadolu kapılarının açılmasının ardından, Anadolu Selçukluları tarafından Bizans’a artık Anadolu’nun yeni sahibinin Türkler olduğu kabul ettirildi.

Yeterli gelişme sağlanamadan Haçlı saldırıları başladı. Bu saldırılar devleti yıprattı, ancak Selçuklular yine de ayakta kalmasını bildi. Moğol istilasına kadar Anadolu’da refah ve mutluluk sürdü. Yapılan mimari eserler ile Anadolu’ya Türk damgası vuruldu. Bu yüzden 12yy. dan itibaren Anadolu “Türkiye” olarak adlandırıldı.

Moğol İstilası ile Anadolu’ya Türkmen göçü arttı. Bu aşiretler, sınırları korumaları amacıyla sınır boylarına yerleştiriliyordu. Sınırlara Uç denildiğinden bu aşiret beylerine de Uç Beyleri de denirdi. Selçuklu Devletinin hakimiyetini kaybetmesi ile Uç beyleri bağımsız hareket etmeye başladılar. Böylece Anadolu Beylikleri Dönemi başladı.

Osmanlı İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu tarihi, belirli dönemlere ayrılarak incelenmekte ve değerlendirilmektedir. Bu dönemler; Beylik Dönemi (1299 ve öncesi), Kuruluş Dönemi (1299-1453), Yükselme Dönemi (1453-1579), Duraklama Dönemi (1579-1699),Gerileme Dönemi (1699-1792) ve Dağılma Dönemi (1792-1922) olarak adlandırılmaktadır.

Beylik Dönemi: Osmanlı Beyliği, Kayı boyuna mensup bir beyliktir. Selçuklular döneminde, Ertuğrul Gazi, Söğüt ve civarına gelerek yerleşmiştir. Ertuğrul Gazi’nin vefatı üzerine beyliğin başına Osman Bey geçmiştir.

Kuruluş Dönemi (1299-1453): Osman Bey, yaptığı fetihlerle, yıkılmak üzere olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin varisi konumuna yükselmiştir. Bilecik, Yarhisar ve İnegöl’ün fethinden sonra Osmanlı Devleti’nin kurulduğu kabul edilmekte ve tarih araştırmalarında kuruluş tarihi olarak, 1299 yılı kabul edilmektedir. Osman Bey’den sonra başa geçen Orhan Bey zamanında fetihler hız kazanmış, Bursa ve İznik fethedilmiştir. Orhan Bey, para bastırarak, bağımsızlığını ilan etmiş ve Osmanlı Beyliği, Osmanlı Devleti hâline gelmiştir. Kuruluş Dönemi’nde Osmanlı ilerlemesi Balkanlara doğru yayılmıştır. Edirne fethedilmiş, Balkanlar’da Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan ele geçirilmiştir. Aynı zamanda Anadolu’da da Selçuklu sonrası kurulan Beylikler, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altına girmeye başlamıştır.Kuruluş Dönemi’nde sırasıyla Osman Bey, Orhan Bey, I. Murad, Yıldırım Beyazid, I.Mehmed ve II. Murat Osmanlı Devleti’nin başına geçmiştir. Kuruluş Dönemi, İstanbul’un fethiyle sona ermektedir.

Yükselme Dönemi (1453-1579): Doğuda ve Batıda önemli topraklar fethedildikten ve Devletin sınırları genişledikten sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethedilmesiyle “İmparatorluk” haline gelen Osmanlı Devleti’nin bu tarihten itibaren yükselme dönemine girdiği kabul edilmektedir. II. Murad’tan sonra tahta geçen Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u 1453 yılında fethetmiş ve İstanbul, imparatorluğun yeni başkenti ilan edilmiştir. Yükselme döneminde sırasıyla Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim tahta geçmiştir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) İmparatorluk, en parlak dönemini yaşamıştır.

Duraklama Dönemi (1579-1699): Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemi, Sokullu Mehmet Paşa’nın vefat etmesiyle başlamıştır. Sokullu Mehmet Paşa; Kanuni Sultan Süleyman,II. Selim ve III. Murad dönemlerinde sadrazamlık yapmıştır. Sokullu Mehmet Paşa, 14 yıl boyunca yaptığı sadrazamlık süresince, devletin siyasî ve askerî başarısı için çalışmış önemli bir devlet adamıdır ve onun vefat etmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemine girmesinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi ve merkezî yönetimin zayıflaması ile birlikte iç isyanlar çıkmış, özellikle Yeniçerilerin otoriteye karşı başkaldırması ile huzursuzluk iyice artmıştır. Tımar sisteminin bozulması ve İran ve Avusturya seferlerinin getirdiği ekonomik sıkıntılar da duraklamada önemli rol oynamıştır.

Duraklama döneminde sırasıyla III. Murad, III. Mehmet, I. Ahmet, I. Mustafa, II. Osman, IV. Murad, I. İbrahim, IV. Mehmet, II. Süleyman, II. Ahmet ve II. Mustafa tahta geçmiştir.

Gerileme Dönemi (1699-1792): Osmanlı İmparatorluğu tarihinde 1699’da imzalanan KarlofçaAntlaşması ile 1792’de imzalanan Yaş Antlaşması arasındaki dönem gerileme dönemi olarakkabul edilmektedir. Karlofça Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’da büyük miktarda toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra imparatorluğun temel politikası kaybettiği toprakların geri alınması üzerine kurulmuştur.

Gerileme döneminde sırasıyla, II. Mustafa, III. Ahmet, I. Mahmut, III. Osman, III. Mustafa, I. Ab-dülhamit ve III. Selim tahta geçmiştir. Dağılma Dönemi (1792-1922): Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş ve dağılma dönemine girdiği döneme Dağılma Dönemi adı verilmektedir. Bu dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nunKırım’ı geri almak amacıyla 1787’de Rusya’ya savaş açması, Avusturya’nın da savaşa dâhil olmasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun aleyhine gelişen olayların 1792’de Yaş Antlaşması’nın imzalanması ile başlamaktadır.

Dağılma döneminde sırasıyla III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmut, I. Abdülmecit, I. Abdülaziz, V. Murat, II. Abdülhamit, Sultan Mehmet Reşat ve Sultan Mehmet Vahdettin tahta geçmiştir.1922 yılında saltanatın kaldırılması ile birlikte Osmanlı dönemi de sona ermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti

Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve askerî anlamda yaşadığı çöküş, I. Dünya Savaşı’nın ardından imparatorluk topraklarının işgal edilmesine neden olmuş, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk milleti tarafından verilen milli mücadelenin ardından TBMM’de 29 Ekim 1923 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti”nin kuruluşu ilan edilmiştir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, Türk kültür ve sanat hayatında da önemli değişimler yaşanmıştır. Yeni devlet, millî kültür üzerine inşa edildiğinden, Türk dili, edebiyatı ve tarihi ile ilgili çalışmalar bu dönemde hız kazanmıştır. Yeni devletin temelleri, herşeyden önce Türk kültürüne dayanmaktadır. Kültürel anlamda yaşanan bu yenilik, devlet yönetimive sisteminde de görülmektedi

Cumhuriyet’in ilan edilmesi, Halifeliğin ve Saltanat’ın kaldırılması, Latin harflerinin kabulü gibi yenilikler, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti devletinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Devletçilik ilkesi gereğince birçok yatırım devlet tarafından yapılmıştır. 1950’li yıllardan itibaren çok partili döneme demokrat partinin iktidara gelmesi ile başlanmıştır. Bu dönemde büyük oranda yatırım yol ve fabrikalara yapılmış ve özel teşebbüsler artmaya başlamıştır. 1950 -2000’li yıllarında Türkiye birçok uluslararası sözleşmelere imza atmış ve üye olmuştur.Müslümanköylü toplumunun, modern bir burjuva toplumuna, tek bir millete dönüştürülüp, kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip olmasını amaçlayan radikal reformlar dizisi, devletin kuruluşundan itibaren Atatürk inkılâpları olarak anılıp benimsenmekte ve halen sürdürülmektedir. Bu devrimler sayesinde Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en gelişmiş ve modern ülkelerden biri haline gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, demokratik ve laik bir hukuk devletidir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Parlamentosu ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütlerden bazılarıdır. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren de Avrupa Birliği’ne tam üyelik için müzakerelere başlamıştır. Türkiye, 1980 sonrasında liberal ekonomik açılımları neticesinde teknoloji ve sanayi ataklarını hızlandırmıştır.

2000’li yıllar

12 Aralık 1997 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan, Siirt’te yaptığı konuşmasında Türk Ceza Kanunu’nun da yer alan “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçundan dört ay hapis cezası almıştır. 14 Ağustos 2001’de kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde birinci olunca, seçim yasaklısı Erdoğan’ın yerine Abdullah Gül 58. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmuş, ardından Erdoğan’nın cezası kaldırılmış ve hükümetin başına geçmiştir.

Cumhurbaşkanı Seçimleri

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin 16 Mayıs 2007 tarihinde dolacak olması nedeni ile yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi Başbakan Erdoğan’ın muhtemel adaylığına başta CHP olmak üzere diğer siyasi partiler karşı çıkmışlardır. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başlaması ile AKP Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü aday göstermiştir. CHP seçimlerin açılış oturumunda gerekli sayının 367 olması gerektiği, Meclis İçtüzük ihlali yapıldığı gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne seçimlerin iptali ve seçim sürecinin durdurulması için müracaat etmiş. Anayasa Mahkemesi aldığı karar ile oturum yeter sayısının 367 olması gerektiği kararını almış ve bunun neticesinde Türkiye, tarihinde görülmemiş bir kararla TBMM Cumhurbaşkanını seçemediği için erken genel seçime gitmek zorunda kalmıştır.

28 Ağustos 2007 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Sayın Abdullah GÜL, Türkiye’nin onbirinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Halen cumhurbaşkanlık görevine devam etmektedir. 2011 seçimlerinde, Akparti yüzde 49,95 ile TBMM’ye 326 milletvekili ile girmiştir. Oy oranı artışına karşın meclise giren milletvekili bir önceki seçime göre azalmıştır. Akparti hükümeti 3. kez iktidarda olup büyük bir kitlenin güvenini alarak iktidarını devam etirmiş olup istikrarı sağlamıştır. Türkiye, 2000’li yıllar itibariyle Ortadoğu’nun barışı için oldukça yoğun bir çaba sarf etmektedir. Bu dönemde İsrail ile olan ilişkilerimiz de gerilmeye başlamıştır. Bu duruş neticesinde Türkiye, Arap Dünyasında çok büyük bir sempati toplamıştır.

1.5. Avrupa’nın Geleceğinde Anahtar Ülke, Türkiye

Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye, 50 yılı aşkın bir süredir ortak bir geleceği paylaşma iradesine sahiptir. Türkiye, 1959 yılında yaptığı başvurudan sonra, 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile üyeliğin açıkça öngörüldüğü bir ortaklık anlaşması imzalamıştır. Bu durum, AB’nin oluşmaya başladığı ilk yıllardan itibaren Türkiye’nin önemli bir stratejik role sahip olduğunu göstermektedir.

1996 yılında Gümrük Birliği’nin tamamlanması, Türkiye’nin AB’yle olan ekonomik bütünleşmesini geliştirmiştir. 1999 yılında adaylık statüsünün kabul edilmesiyle de ülkede geniş kapsamlı bir reform süreci başlamıştır. AB’ye üye devletlerinin, Türkiye’nin üyelik için gerekli siyası kriterleri yeterli ölçüde karşıladığına ilişkin oybirliğiyle aldıkları kararın ardından, 2005 yılında katılım müzakereleri başlamıştır. Katılım süreciyle birlikte hız kazanan siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümsüreci Türkiye’yi AB’ye her geçen gün biraz daha yaklaştırmaktadır. Bugün, hızla değişen küresel dinamikler ve ortak çıkarlar, Türkiye-AB bütünleşmesini her iki taraf bakımından giderek daha hayati ve vazgeçilmez kılmaktadır. AB, Türkiye’nin çağdaşlaşmasında anahtar bir role sahiptir. Türkiye de, AB’nin daha güçlü, daha güvenli ve daha istikrarlı bir geleceğe ulaşmasında anahtar rol oynamaktadır.

Avrupa’nın Küresel Ekonomideki Başarısında Anahtar Türkiye

· Türkiye, dünyanın 16. ve Avrupa’nın 6. en büyük ekonomisidir. En hızlı gelişmekte olan 10 pazardan biri olarak G-20’nin de üyesidir.

·2004-2008 yılları arasında GSYİH’deki artış ortalama % 6.06’dır. OECD verilerine göre, 2017 yılında Türkiye, Çin ve Hindistan’dan sonra en yüksek büyüme oranına sahip 3.ülke olacaktır.

· Hizmet, sanayi ve tarım sektörlerinin GSYİH için-deki payı sırasıyla %60, %30 ve %10’ dur.

· Türkiye’nin modern sanayisi, ülkeyi Avrupa’nın bir numaralı TV, DVD oynatıcısı ve otobüs üreticisi ve 3. en büyük çelik ve seramik fayans üreticisi konumuna getirmektedir. Dünya sıralamasında bir numaralı bor üreticisi olan Türkiye, cam üretiminde 2. ve büyük lüks tekne üretiminde ise 4. sıradadır.

· Dünyanın en büyük çimento ihracatçısı, 2. en büyük mücevher ihracatçısı konumundadır. Bunun yanı sıra, Türkiye, Avrupa’nın 2. en büyük tekstil ve hazır giyim tedarikçisi ve 3. en büyük motorlu araç kaynağıdır.

· Türkiye, dünyadaki en popüler 7. turizm merkezidir. “2010 Avrupa Kültür Başkenti” İstanbul ise dünyada en çok ziyaret edilen 7. kenttir.

· Türkiye’ye doğrudan dış yatırım girişi 2008’de 10 milyar avroya ulaşmıştır. Türkiye’nin 50’den fazla ülkede yaptığı doğrudan yatırım ise 1,7 milyar avro tutarındadır.

· Batı’nın en doğusunda ve Doğu’nun en batısında yer alan Türkiye, kendi bölgesinde, coğrafi, kültürel ve tarihi unsurlar sayesinde eşsiz bir stratejik konuma sahiptir. Türkiye, Orta Doğu, Güney Kafkasya, Orta Asya, Karadeniz havzası, Akdeniz ve Balkanlar gibi kritik bölgelerde etkin bir aktör ve güvenilir bir arabulucu/kolaylaştırıcı konumundadır.

· Büyük çoğunluğu Müslüman olan nüfusuyla Türkiye, laik bir demokrasinin kökleşmiş olduğu yegâne ülkedir. Türkiye’nin sahip olduğu bu özellik, İslam diniyle demokratik değerlerin uzlaşabilir olduğunu göstermektedir.

· Hem Batılı hem İslami kuruluşlara aynı anda üye olan ender bir ülke olarak Türkiye, BM’nin himayesinde İspanya ile birlikte “Medeniyetler İttifakı” girişimine öncülük etmektedir.

1.6. Medeniyetler İttifakı Rolünde Türkiye

Büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye, laik bir demokrasinin kökleşmiş olduğu yegâne ülkedir. Türkiye’nin sahip olduğu bu özellik, İslam diniyle demokratik değerlerin uzlaşabilir olduğunu göstermektedir.

Hem Batılı hem İslami kuruluşlara aynı anda üye olan ender bir ülke olarak Türkiye, BM’nin himayesinde İspanya ile birlikte “Medeniyetler İttifakı” girişimine öncülük etmektedir. Türkiye’nin AB katılımı, AB’nin küresel bir aktör olarak etkisini güçlendirecek, AB’nin dışa kapalı bir “Hristiyan Kulübü” olmadığını, demokratik değerler birliği olduğunu göstermek suretiyle İslam dünyasındaki güvenilirliğini arttıracak ve dünyaya “Medeniyetler
Çatışması”nın önlenebileceği yönünde güçlü bir mesaj verecektir.

ÜYELERİMİZ